
|

|
|
|

Bu sayının ağırlık merkezinde Althusser var, ama bu bir Althusser sayısı değil. Bu sayıdaki ürünler için, altmışlı yıllardan bu yana Althusser'den yola çıkmış bir arayışlar toplamının mütevazi bir yansıması denebilir. Bu sayıda İlyaz Bingül'ün katıksız, sakınımsız Oğuz Atay eleştirisi ile keyifle okunan, türü kendine özgü yazısı var. Mustafa Özcan Soylu, Marks-Althusser kavrayışının yerli yerine oturtulmasına dair 'tersine diyalektik' ile katılıyor. Kutlu Tunca, her zamanki aykırılığını genç Althusser'le ve tarihle 'an ve anı'da buluşturmuş. Hüsamettin Çetinkaya'dan yine yeri ve zamanı ıskalanmamış bir Althusser üzerine çeviri ve 'H.Ç. tarzı arayış'a denk düşen bir yazı. Ahmet Bozkurt hem Kronborg Şatosunun dış kıyılarında hem Hamlet'in iç kıyılarında geziniyor. Can Çınar'ın Michael Orr çevirisi, biraz alışılmadık duran 'Yeni Bir Hümanizm'i tartışırken Özdeniz Pekdaş'ın Alan Woods çevirisi, 1. Dünya Savaşı öncesi emperyal süreçte açıkta kalmış İtalya'da fütürizmin nasıl yaratıldığını ve buradan faşizmin nasıl doğduğunu anlatıyor. Bayram Balcıi şiiri ve 'gecikmiş aşk çiçek açmaz' yazısıyla yer aldı. Cemil Meriç, Derya Önder, Mehmet İşten, Uluer Aydoğdu, Abdulsemet Telimen ve Asuman Ferda şiirleri ile, Çağdaş Çetinkaya, Sevim Öktener öyküleri ile, Serhan Evyapan Althusser ideoloji ve sinema yazısı ile, Elshad Memmedzade Yan Kross'u anlattığı Azerice yazısı ve Süleyman Yılmaz Bulduruç 'Felsefe ve Sanat' yazısı ile aramızdalar. İsmail B. Kaplan ‘fotoğraf okuyor’, biz iz sürüyoruz bellekler boyunca. İstanbul'un keşmekeşinden fırlamış Küçük İskender, Uluer Aydoğdu'nun elinde, dilinde.
Söyleşi, biyografi gibi ilgi çekici bir yazı türü. Bu sayıda G. Agamben ile yapılmış bir söyleşi çevirisi (Çev. Kutlu Tunca) var. Her sayıya böyle söyleşiler koymak iyi olacak sanki. Derginin, yazıların, yazarların her geçen gün daha bir oturduğunu görmek, söylemek pek zor değil. Alınacak daha çok yol varsa da, aslında “yolda olmak” güzel. Orhan çetinbilek |
|
Devamı için...
|
|
|
Tikellikten Topluluğa Luce Irigaray 
Doğu ve Batı Arasında'da ünlü Fransız felsefeci, psikanalist ve feminist Luce Irigaray günümüz tarihsel uğrağında “...e göre öteki” anlayışına göre yapılanmış toplumsal bağın sadece burkulmakla kalmayıp alenen düğümlendiğini ilan etmekte ve bu düğümü “özerk öteki” anlayışına dayanan yeni bir toplumsal bağ oluşturma mücadelesiyle çözmeye çalışmaktadır. Irigaray'ın Batı'da Kant'tan bu yana yerleşmiş “özerk ben” olarak kendi anlayışının yerine “özerk öteki” olarak kendi anlayışını önermesi devrimci bir anlam taşır. Bu anlamda Irigaray, yeni bir demokrasi çağrısı yapmaktadır. Göğün uhreviliğinin yeri kuşatıp, dölleyip kutsayamayacağı; yerin, sonluluğun, dünyalılığın bizzat bir farklılık olarak yetkinleşeceği bir dünya çağrısıdır bu. Bu çağrıyı dile getirirken Irigaray hep yapageldiği gibi bu kitabında da Batı kültürünün ataerkil temellerini ortaya çıkarmaktadır. Böylece bir kadın kültürünün doğması için çaba göstermekte; iki farklı cinsten iki farklı özne tarafından deneyimlenen ve yaşantılanan bir farklılık kültürü tasarımı geliştirmeye girişmektedir. Bu değerlendirmeler ışığında cinsiyet farklılığı paradigmasını yeniden temellendirip, bu paradigmaya dayandırdığı farklılıklara saygılı iki özneli bir kültür modeli ile evrensel düzeyde çeşitlilik içinde bir birarada mevcudiyet modeli türetmeye çalışmaktadır. Cinsiyetli özneler olarak erkekleri, kadınları ve aralarındaki ilişkileri kavramlaştırma tarzı açısından Batı dünyası Irigaray'dan daha “ilginç” bir figüre daha sahip değildir. Irigaray'ın düşüncesine içinde yaşadığımız dünyanın her açıdan vahşileşen yüzünü eleştirmekten ve buna karşı bir çözüm üretmekten yana olan hiç kimse kayıtsız kalmamalıdır. |
|
|
Ulusaşırı Yurttaşlık Üzerine Düşünümler Etienne Balibar 
Sınır nedir? Küreselleşme ve küresel 'şiddet ekonomisi' çağında yer değiştiren sınırlar neyi simgeliyor? Medya şebekeleri, çok-uluslu şirketler ve imparatorluk politikalarıyla hayatın ve ölümün kurumsal dağılımını düzenleyen küresel-üstsınırların halklar için taşıdığı anlam ne? Avrupa Birliği'nde canlanan ırkayrımcı politikalar, ırkçı şiddet, 'derin devlet' eğilimleri, milliyetçi akımlar ve infilak eden cemaatci/gettocu düşünce biçimleriyle kimlikçi politikaları nasıl yorumlamalıyız? Balibar bu kitabında Bodin'den Hobbes ve Rousseau'ya, Hegel'den Marks'a, Schmitt'ten Arendt'e, Althusser, Derrida ve Foucault'tan Ranciere ve Nancy'e uzanan farklı çizgiler eşliğinde bu soruları tartışarak, modern ve postmodern dönüşümler içinde 'egemenlik', 'ulus' ve 'yurttaşlık' kavramlarının geçirdiği dönüşümleri irdeliyor. Liberalizm ve Cumhuriyetçilik ikilemine kilitlenmiş tartışmalara, Anayasacılığa hapsedilmiş uzlaşımcı demokrasi görüşlerine, politikanın ve tarihin sonu mitlerine müdahale ederek, yakın tarihin siyasal/demokratik mücadelelerinden günümüzün göçmen hareketleri ve demokrasinin tabandan inşa edildiği bitişik 'şantiyeler' dizisine işaret ederek, ulusaşırı bir yurttaşlığın, yeni ve totaliter olmayan bir 'topluluk' nosyonunun ve bir 'çatışmacı demokrasi'nin izlerini sürüyor. Bir sınırda düşünme çağrısı. |
|
Devamı için...
|
|
|
 |

|
|
|
|